İstanbul Modern Performans Galerisi Lale Tara Performansı

Not: okumaya başlamadan önce uyarı, bu yazı fotoğrafla ilgilidir,fotoğrafçıyla değil.Fikirle ilgilidir kişiyle değil.

Sanat olup olmaması ile ilgili tüm tartışmaların odağıdır belki de fotoğrafın ” kolay” olması, şıp diye çekilmesi.Elinde makina,basıp çekersin karşındaki gerçeği, zaten orda olanı gösterirsin.Kolaydır fotoğraf, resim zordur ama 2 yaşındaki çocuklar bile resim yapar ama o sayılmaz.Fotoğrafçıların da çoğu kullanır zaten fotoğrafı; bir gezme aracı olarak, ilk amaç nedir asla bilemeyiz,gezmek mi görmek mi çekmek mi.

Eğer fotoğraf üzerine “çok” düşünürseniz, işleri çekmek değil de yapmak üzerine oluşturursanız, çekim anında makinayı tripoda bağlamadan elde çekerseniz,müzik dinlerseniz çekerken, çektiğiniz fotoğraflardaki herşey o anki keyfinize göreyse siz belki de fotoğraf çekmek yerine bir performans sergiliyor olabilirsiniz.

Girişte sizi “sex dolls” vuruculuğu karşılıyor.Her ne kadar Lale Tara bu bebekleri sadece gerçeğe en yakın dokuyu ve görseli sağladığı için kullandığını söylese de sergi yazısı bu fikirde değil, elinde yeni doğmuş bebeklerle duran sex dolls’lar kilisede Ümit Ünal tarafından hazırlandığı özellikle belirtilen rönesans dönemi kıyafetlerle fotoğraflanıyorken sanatçının beklediği masalsı ve herkesin kendine ait bir hikaye bulması mümkün değil,aynı işlere başka galerideki sergilerde isim verirken bu sefer “ kurabiye tarifi gibi” bişeyler yazılmamış olması da maalesef bakan gözleri özgürleştirmeye yetmiyor.

Tüm bu güdümlemelerin dışında işlere baktığımda ise yaklaşık 5 adet fotoğraftan sonra birbirini tekrar eden,yeni birşey anlatmayan, hikaye oluşturmayan,kocaman baskılar görüyorum.Baskı kalitesi olarak özellikle bazı fotoğrafların bu denli büyütmeyi kaldıramadıkları biraz yaklaşınca belli oluyor, ama bu belki de kafamızdan çıkmayan seri fotoğraf kavramının bir sonucu, 3 fotoğrafta anlatacağımızı anlattığımıza kanaat getiremiyoruz.

Produksiyonun,produksiyon firmalarının fotoğrafa sokulması,mekan seçimlerinde yardımcı olmaları,izinlerin alınması, bie ekip olarak çalışılması bu serginin iyi yanları, ama fotoğraf zaten böyle birşey, çok iyi bir hazırlık gerektiriyor.Çok düşünme,okuma,tasarlama,gitme,yardım alma fotoğrafın içinde olan şeyler.Lale Tara’nın bu sebeplerle işlerini performans olarak adlandırmasını,kendisini Fotoğraf Galerisinde sergileyenlerin düşünmesi lazım.

f-stop magazine issue #47

 

http://www.fstopmagazine.com/groupexhibit.html

enerjik bakış sergisinden…yazı Yetkin Dikinciler

Tam Aksi!…

 

Uygarlık, doğanın tam aksi.Baksanıza, nasıl da aksetmiş suya. Pervane olmuş biraz aydınlık için, dikmiş başını yukarı, germiş göğsünü rüzgara, sonra günbatımında, geceyi aydınlatmak için yorgun düşüvermiş suya, gölgesiyle, ışığıyla.

 

İnsandan önce – insandan sonra…Ne günler, ne geceler gördü bu suyun kenarındaki tepe. Günler güneşle aydınlanırdı, geceler yıldızlarla, ayla.Yağmurlar gece gündüz demeden ıslatırlardı toprağı, esmek için gün gece farketmezdi rüzgarlara…Sonra, misafirler geldi o topraklara. İnsan geldi. Fark geldi. Yetmedi günler, gündüzler insana, karanlığı aydınlık, geceyi gün eyledi. Yağmurlar yine yağdı, rüzgarlar yine esti.

Tepenin ardında yağmurları topladı insan, adına baraj dedi, pervaneli direkler dikti sonra tepeye, rüzgar enerjisi dedi, bana daha çok, daha çok lazım dedi, doğanın karşısına dikildi, adına uygarlık dedi. Doğayı her yok edişinde, aynı mazereti yineledi…

 

Çoook eski bir rivayet var.İnsanlar günün birinde, kendilerini aydınlatan iki şeyden birini seçmek zorunda kalmışlar; ya güneş ya ay! Toplanmışlar, düşünmüşler-taşınmışlar. Sonunda karar kılmışlar; tabii ki “ay”…

Neden mi! “Güneş” zaten gündüzleri çıkıyor, oysa “ay” geceleri aydınlatıyor!..

 

İşte, uygarlığı kuran insan, günün birinde, geceden korktu, ‘güneş’i geçti, ‘ay’ı seçti.

 

Yine yağmurlar yağdı, yine rüzgarlar esti…

 

Yetkin Dikinciler

Oyuncu

 

 

 

 

“Ahmet Elhan – ikililer” üzerine

Üzerine düşünme ve söz söyleme isteği uyandıran bir sergi “İkililer”.

Ahmet Elhan’ın son serisi olan ve Orhan Alptürk’ün önyazı ve söyleşisiyle,düşünme edimini söz söyleme isteğine çeviren İkililler,adı üzerinde ikili gösterilmiş tekil fotoğraflardan oluşuyor.Sergi kataloğuna göre 26,sergi mekanına göre 10, sanatçıya göre ise her an artabilir sayıda olan bu proje, proje bütünlüğü açısından,bu seçimin neye gore yapıldığı, segilenecek 10 adet fotoğrafın nasıl seçildiği ve eğer güçlü olduğuna inanılan,gösterilmek istenen sadece bu 10 fotoğraf ise geri kalan sayının anlamını çözemediğim bir bütünlük sunuyor.

Sanatçının külliyatına bakınca insansız, görseli güçlü, grafik anlamı içeriğin önünde olan fotografik söylemin,teknik değişmiş bile olsa devam ettiğini görüyorum.İlk anda inanılmaz etkileyici olan “Yerler” serisine rağmen benim favorim olan gece serisinin bende uyandırdığı öznel etkiyi yaratmıyor “ikililer”.

Orhan Alptürk’ün söyleşide de üzerinde durduğu,diptych yapı kullanımı,espas kullanımı,biçim içerik ilişkisinde öykücü dilden uzak olma,çekmek ve yapmak edimlerini sorgulatması ve perspektifin özenli kullanımı gibi teknik; manzara temasını seçerek çabuk ilgi toplaması ve merkez odaklı fotoğraflarda köşe kararması kullanımı gibi bakana yönelik önceden tasarlanmış ögeler bu seri üzerine kafa yormamı sağlamaya yetiyor.

Tüm bu teknik ağırlıklı başlıkların yanında fotoğrafların kimliksiz olması ve bana gore içerik olarak yeni birşey söylememesi teknik-içerik dengesizliğine sebep oluyor.

Tabi ki bir sanatçıya veya bir projeye tüm beklentileri yüklemek pek adil değil ancak fotoğraf sanatının diğer tüm sanat dallarında olduğu gibi eser üretiminin öncesinde,tüm düşüncelerin,kurguların,niyetlerin öncesinde içsel bir tohuma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.İçerik dediğimiz ve samimiyeti sağlayan bu tohum,o üretimin yapılmasını zorunlu kılıyor,sanatçı ise sadece uygun bir mecra,bu içsel dürtüyü ortaya çıkarmak için kendine uygun bir aracı kullanmak zorunda kalıyor.Bu aracı ister resim olsun,ister yazı, ister fotoğraf.Tek görevi buluşturmak.

Sonuç olarak,fotoğraf üzerine düşündürüyor ikililer serisi, sadece sergiden çıktığınızda bir his bırakmıyor.

GFI ön gösterim

berlin calling

“2 – NEW UNDERGROUND”

15.03.2011 – 29.04.2011 tarihleri arasında, Art-Place-Berlin sanat galerisinde gerçekleşecek sergimden birkaç görsel.

Some visuals from my exhibit which will be held in Art-Place-Berlin gallery,from 15.03.2011 till 29.04.2011.

‘Kentsel, dönüşme!’ serisinden ön gösterim

 

sales go well

sergen sehitoglu

photo of a white wall with 3 red point

size: changeable  price: changeable

 

contemporary

contemporary: çağdaş,güncel

Hiçbir alt metin olmasa bile çağdaş kelimesi en azından bu çağa ait olduğunu anlatıyor bize, gördüklerimizin ise tamamen bu çağa ait eserler değil maalesef.

Tam dalım olmadığı için resim-heykel konusundaki cümlelerimi daha özenle seçmeye çalışsam bile,her yıl düzenli olarak contemporary istanbul’a giden bir göz olarak söyleyebilirim ki aynı işleri her sene sergilemek,sadece ürün satmaya çalışılan bir pazar mantığının ötesine geçemiyor.Bütün bir yıl sergilerden galerilerden müzelerden esirgenen ilginin H&M açılışı misali açılışa odaklanması ise tamamen ‘cemiyet’ kültürünün sonucu.

Yurtdışından gelen galeriler ise bize ne satacaklarını düşünüp gelmişler,nerdeyse tüm işler oryantalist,doğu ve islam etkili,hatta öyle ki sanatçılar bile ya doğudan ya da yüzleri doğuya dönük.Londra’dan gelen galerilerin adlarını kapasak avrupa’dan geldiklerine inanmamız mümkün değil.

Bu doğu eksenli işlerde İran’dan gelen 2 galeri çok daha samimi ve çağdaş işler gösteriyor bize.

Çağdaş sanatın ekseninde yerleştirme (enstalasyon) sanatı ile birlikte giderek daha çok yer kaplayan fotoğraf ise çok az yer bulabiliyor kendine.Bulduğu yerin de ne kadar çağdaş olduğu bir muamma.

Fuarın çağdaş türk fotoğraf sanatına ait en önemli işleri şüphesiz  C.A.M galeri tarafından sergilenen,Murat Germen ve Ahmet Elhan fotoğrafları.Ahmet Elhan’ın tekniği her ne kadar birkaç senedir görmeye alışık olduğumuz bir görseli sunsa da 3 parçaya ayrılması,büyük boyutları,görsel zenginliğinin yanında teknik kusursuzluğu,beni hala hayran bırakıyor.

Murat Germen ise her sergide farklı şekillerde karşımıza çıkmaya devam ediyor,internet sitesinden ve bazı müzayede satışlarından daha once görmüş olsak da,muta-morphosis serisinin fotoğrafları tekil olarak çok etkileyici ve güçlü görselinin altmetni de çok güçlü..

Yabancı fotoğraf sanatçılarından en dikkat çekeni,galeri elipsisin sergilediği,David Drebin.Fotoğraflar çok ama çok etkileyici,sanatçının kökeninden dolayı reklam ve moda fotoğrafı da koksa, şehre bakan kadınların ifadeleri ve şehir inanılmaz bütünleşiyor.Elipsis’in diğer işleri de daha önce sergilediği sanatçıların çoğu farklı işlerinden oluşuyor,ama pavyonun Özant Kamacı hariç yabancı fotoğrafçılara bırakılmış olması , gördüğüm diğer fotoğraflardan sonra, galericinin mi yoksa fotoğrafçıların mı suçu olduğuna emin değilim.

Diğer fotoğraf işlerinden, galeri x-ist Alp Sime ve Ali Taptık’ın 1’er fotoğrafına yer vermiş,Alp Sime’nin işi kesinlikle incelikli bir estetik sunuyor,Taptık ise tipik.

Budapeste’den gelen Nessim Galeri’de özellikle İmre Drégely grafik etkisiyle göze çarpıyor,yaptığı düzenleme basit ama çok etkili.

Maalesef PG Art Galeri,hem sunduğu Ali Kabaş fotoğraflarının çağdaş sanatın neresinde olduğunu anlayamamamdan,hem de fotoğrafların,inanılmaz şekilde köşelerinden açılmış,baskıları bozulmuş şekilde sergilenmesiyle,beni kafesteki hint bülbülleri kadar şaşkınlığa uğrattı.

Şükran Moral,fotoğraf ve video kullandığı işinde net yalın esprili ve vurucu bir dil kullanıyor,her zaman ki gibi desem yanlış olmaz.

Bunların dışındaki fotoğraf işleri maalesef iz bırakacak cinsten değil sadece son olarak bir ressam-fotoğrafçı olan Burcu Perçin’in resimlerinin beni fotoğraf gibi etkilediğini söyleyebilirim.

İçinde hiç rakam geçmeyen bir Contemporary yorumu,hatta güncel sanat yorumu bile okumak imkansızlaştı.Okuyamadığımı yazmak istedim bende,umarım daha incelikli işlerin olduğu yazılar da yazabilirim…

Son not: Türk Galeriler sanatçısının işini tanıtırken yabancılara,He is from Diyarbakir,diyor,yabancı galeriler batıda oldukları halde doğuyu getiriyor.

Yeni bir söylem oluşuyor gibi: Eastern sells

Sergen Sehitoglu

Design a site like this with WordPress.com
Get started